Sevgi Zekası: Öz sevgi

İnsan çevresindeki karanlıklara değil, hayallerindeki aydınlıklara gidiyor. İçinizdeki şükür ve kanaat, yüzünüzde nura ve süknete dönüşür.

Dr. Muhammed Bozdağ

Rumuz:
Şifre:
Site İçi Arama:
Flash Player yüklemek için tıklayın

Yazarlar

Yetenek.com köşe yazarlarımızın katkılarıyla zenginleşiyor. Yazarlarımıza değerli katkıları için teşekür ediyoruz.

Ya Bir Dua Et Ya Da Eylemine Dua Ettir

9-Mart-2011
her samimi, yapıcı, değer katan, bilinç kazandıran, sevgiyi çoğaltan… eylem içtenlikle yapılmış dua gibidir. İnsan sadece istediklerinin soncunu değil, yaptıklarının sonucunu yaşadığına göre, yapılanları duaya dönüştürmek istediklerimize ulaşmamızı kolaylaştıracaktır.

Ya Bir Dua Et Ya Da Eylemine Dua Ettir

Hayat baştan sona dua ile bezelidir. Bir yandan icabet edilmiş duaları yaşarken bir yandan yaptıklarımız, yeni duaların içeriğini oluşturmaktadır. Sözlerimizle istediklerimizi, ayniyle yaşarız bazen, bazen de yaşadıklarımız sözlere dökülmemiş dua olur. O duaların hayatımıza kattıklarının farkında olamasak da; her samimi, yapıcı, değer katan, bilinç kazandıran, sevgiyi çoğaltan… eylem içtenlikle yapılmış dua gibidir. İnsan sadece istediklerinin soncunu değil, yaptıklarının sonucunu yaşadığına göre, yapılanları duaya dönüştürmek istediklerimize ulaşmamızı kolaylaştıracaktır.

Samimi bir dua,

Dualarımız, samimiyetimiz kadar niteliklidir. Dile taşınıp da içimizde yer edinmeyen dua gibidir davranışlarımızın da samimiyetsizliği. Samimi bir davranışı bize anlatan güzide bir kadındır Hanne… Adayışı ile bir yığın mesaj verirken, samimiyeti de öğretiyor bize. Karnındaki bebeği adamıştı Allah a.O zamanlar adanan çocuk mabede bırakılıyordu ve mabede kabul edilenler sadece erkek çocuklarıydı.  Hanne ise bir kız çocuğu doğurmuştu.  “ya Rabb; erkek olsaydı ben duracaktım sözümde, bırakacaktım mabede ama kızları almıyorlar mabede” demedi. Hiçbir bahane öne sürmedi, şartlar, kurallar, yargılar ve bütün tepkilere rağmen; yapmak istediği şeyde samimiyet gösterdi.  Kız çocuğunu bıraktı mabede ve sonra ne oldu biliyorsunuz, mabede alınan kız çocuğuna kim vekâlet edecek diye oradakiler birbirleri ile çekişmeye başladılar. Samimiyetinden bir şey kaybetmeyen davranış(fiili dua); sadece kişinin hayatında değil, toplumda da değişiklikler oluşturabilecek potansiyeldedir.

Bencil olmayan dua,

Özden yapılan dua kaynağından fışkıran su gibi, hem kendisine hem de akıp gittiği her yere fayda sağlayacak niteliktedir. Bencilce yapılan dua ise, kaynağı tahrip edilmiş, akışı engellenmiş potansiyelinin, veriminin çok altında kalmaya mahkûm edilmiş bir kaynağa benzer. Fiili dualarımızın da akıp gidebilmesi için, öncelikle temiz bir kaynağa, tıkaçlardan korunmuş bir güzergâh ve temizliğini kaybetmeden varabileceği bir menzile ihtiyacı vardır. Kaynağın çıkış yerini davranışımızın “niçin” i belirleyecektir. “Niçin” e vereceğimiz cevap kaynağın büyüklüğünü, küçüklüğünü, temizliğini, bulanıklığını, akış hızını, yararlılık durumunu, v.b. belirleyendir. Güzergâhtaki tıkaçlar ise;  şahıslar, kurallar, duygular, algılar, dış tepkiler,  iç dürtüler, v.b. olabilir. Niçin cevabında kişinin kendisi ya da birileri veya bir şeyler için cevabı yer alıyorsa o cevapta bulunan her şey tıkaçların arasında yer alabilir. Birileri için ya da bir şeyler içinin üzerinde daha anlamlı ve daha kapsamlı içini olanların yolları açılmış ve akış kolaylaştırılmıştır. Amacına ulaşabilmesi için (menzile varış) “niçin” in sonuna kadar korunmuş olması önemlidir. Başlangıçta güzel ve temiz bir niyetle davranışına başlayan kişi yaptığı şeyin güzel sonucunu kendi başarısına ya da bir başka şeye bağladığında kaynağına ihanet etmiş ve saflığı kirletmiş olur. Benlik hiçbir zaman temiz ve yararlı bir akışın kaynağını oluşturamaz.

 

Kararlılığın devamlılığı,

Duanın kabulünde ısrar ne denli önemli ise duaya dönüşen bir davranışta da kararlılık öyledir. Hanne’ nin samimiyetini gördüğümüz yerden bakınca, kararlılığını da görüyoruz. Ne tepkiler yıldırıyor onu ne kurallar, ne içinden gelen çığlıklar ne dışarıdan, kendi hissiyatının ve zihninin tuzaklarına da aldırmıyor, başkalarınınkine de…. İçimizdeki caydırıcı fısıltılara kulak tıkamadıkça, hoşumuza giden şeylere davet eden sesin yerine sorumluluklarımıza davet eden sesi tercih etme kararlılığı göstermedikçe, birtakım engellerin karşımıza dikilmesine fırsat vermiş oluruz. Karşımıza dikilen engeller, çoğu zaman kendi tercihlerimizin sonucudur.

 

Zirveye doğru,

Kimi zaman zirveye tırmanmak için her gayreti göstermesine rağmen, bir yerlerde tıkanıp kaldığını fark eder insan. Onu duraklatan zirveyi gözünde büyütmüş olması değildir ya da azminin kırılması, vazgeçmesi ya da kendisine güvensizliği hiç değil. Zirveye ulaşması için ihtiyaç duyduğu birçok parçayı biriktirmiştir bünyesinde, lakin sorun o ki; parçaları bütünleyememiştir. Ben merkezi etrafına yerleştirilen milyon tane de parça olsa, Allah merkezi etrafına yerleştirilmiş iki parçanın oluşturacağı bütünlüğü oluşturamaz. Hareket noktasını “ben” den alan bir eylem; zirvede yer edinemeyeceği gibi dua niteliğine de bürünemez. Ancak tevekkülü yoldaş edinenler için o tevekkül; kimi zaman azık, kimi zaman rehber, kimi zaman destek, araç, gereç, ışık, korunak, v.b. olacaktır. Eylemle bütünleşen tevekkül, o eylemi duaya dönüştüren kelam gibidir. Kelam da içtenliğinden alır etkisini, tevekkülünüz; içtenliğiniz kadar güzel kelimelerin oluşturduğu bir kelam, eyleminiz; güzel bir kelam ile ifadelendirilmiş duaya dönüşmüştür.

Eylemi duaya dönüştüren etkenler çoktur. Umut, sevgi, zamanın değerini bilmek, şükür, çalışmada çeşitlilik, yakın ilişkileri korumak, saygı, merhamet, ölçülü davranmak,… Bu yazıda sadece bir kısmına değinebildik. Belki bir başka yazıda diğerlerini ele almaya gayret ederiz.

Eylemlerimizle ve söylemlerimizle yapacağımız duaları, evrenselleştirebilmek  niyazıyla….

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yetenek.com

Köşe Yazarları