Sevgi Zekası: Öz sevgi

İnsan çevresindeki karanlıklara değil, hayallerindeki aydınlıklara gidiyor. İçinizdeki şükür ve kanaat, yüzünüzde nura ve süknete dönüşür.

Dr. Muhammed Bozdağ

Rumuz:
Şifre:
Site İçi Arama:
Flash Player yüklemek için tıklayın

Muhammed Bozdağ

Muhammed Bozdağ, Yazılar, Röportajlar, Duyurular, Açıklamalar, Haftanın Konusu...

Viyana fuar ve etkinliklerinden izlenimler

12-Ocak-2011
Viyana kitap fuarında, seminer, panel, imza ve gezi etkinliklerinde edindiğimiz izlenimler...

 

Viyana Kitap Fuarı

Viyana’da ilk kez yapılan fuar Viyana İslam Federasyonu (ifwien) tarafından 26 Aralık 2010-09 Ocak 2011 tarihleri arasında organize edildi. Biz fuara 04-08 Ocak (Salı-Cumartesi) günleri arasında iştirak ettik.  Çarşamba günü “Başarının Manevi Temelleri” konulu bir seminer verdik. Perşembe günü, romancı Ahmet Günbay Yıldız ile birlikte bir panelde konuştuk. Diğer günlerimiz sınırlı Viyana gezileri ve kitap imzalarıyla geçti. Cumartesi günü Türkiye’ye döndük.  Sizi izlenimlerimizle baş başa bırakalım:

Viyana’yı Tepeden izlemek istedik

Bu amaçla Ahmet Günbay yıldız ve rehberlerimizle birlikte şehre tepedan bakan Kahlemberg’e gittik. Karlı, sisli, dumanlı ama muhteşem bir ormanlı  yol içerisinden Kahlenberg’e vardık.  Tepe’de bir Kilise var.  Şehri 12 defa kuşatıp fethedemeyen Osmanlının son komutanı Karamustafa Paşa karargahını buraya kurmuş vaktiyle.

Kilisenin yanında üzeri kapatılmış bir kuyu var. Osmanlı askeri yardım alamayıp da geri çekilince, Avusturyalıların  esir düşen askerleri diri diri bu kuyuya attıklarını söylüyorlar. Geri kalan esirleri de şehre dağıtıp esarette yaşarak asimile etmişler.

Kahlenberg tepesinden Viyana’yı izleyemedik. Çünkü gittiğimizde şehrin üzerini ağır bir sis kaplamıştı ve o sis günlerce hiç kalkmadı. 

Başarının Manevi Temelleri Seminerimiz ve Bir ibret

Çarşamba günü seminer sırası bizdeydi. Salonu dolduran topluluğa başarının manevi temelleri üzerinde bir sunumda bulundum. Batı toplumunun evrimci ve maddeci gelişimciliğinin insanları bireyci, yalnız, bencil, zevkçi ve mutsuz kıldığını gerekçeleriyle açıkladım. Ardından İslami gelişimciliğin iman, kulluk, kader ve sonsuzluk yolculuğu ilkeleri üzerine bina edilen dua, çalışma, şükür, sabır, iktisat gibi unsurlarını detaylandırdım.

Sunumdan sonra bir yaşlı amca yaklaştı. “Hocam çok geç kaldınız” dedi. “Neye ve neden geç kaldığımızı” sordum. Biz çocuklarımızı kaybettik dedikten sonra bana kendi hikayesini aktardı.

“Benim kızlarım maneviyatları çok güçlü bir geçmişe sahiptiler. Oğlum da öylesine takvalıydı ki, biz yanlış televizyon dizisi izlesek bize yakışmıyor diye kapattırırdı. Şimdi kızlarımın sokaktaki açık saçıklığına çok üzülüyorum ve o oğlum şimdi uyuşturucu kullanıyor.”

Elbette bu örnek genel değildir ve elbette orada iffet ve aile kavramlarına tutunmuş yüzlerce kahraman gençle tanıştık. Ancak bu gözleri yaşlı adamın hikâyesi ne yazık ki orada benzerlerini dinlediğim üzücü hikayelerden birisi oldu. Fakat çok karamsarlık da yanlış; çünkü çok bilinçli ve sorumlu bir neslin yetiştiğine dair epeyce veriler de edindik.

Ahmet Günbay Yıldız ile Ortak Etkinliğimiz

Fuarda benim en güzel kazanımlarımdan birisi, ünlü romancı Ahmet Günbay Yıldız ile tanışmam oldu. Aynı stantta kitap imzaladık, bir panelde birlikte izleyici karşısına çıktık ve aynı otelde kalarak bolca sohbet şansına kavuştuk.

Doğrusu roman dağarcığımda Victor Hugo’nun Sefiller’ini, Yavuz Bahadıroğlu’nun Elveda Buhara, Buhara Yanıyor gibi birkaç romanını ve Ahmet Günbay Yıldız’ın Yanık Buğdaylarını hatırlarım ve ötesini bilmem. Hemingway, vs. gibi okuduğum sair kimi yazarları da unuttum gitti. Romana daha fazla ilgi gösterseydim belki bu değerli insanla tanışmam bu kadar gecikmezdi.

Hemen şunu söyleyeyim. Ortaokulda yazdığım o ilk çocukluk romanım dışında roman ne yazdım ve ne de bir roman okuyucusu olduğumu söyleyebilirim. Bu yetersizliğim açısından bakınca  Yıldız’ın romanı hakkında söz söyleme hakkım ve haddim olmaz. Sadece bilmeyenlere şu gözlemimi aktaracağım: Ahmet beyin dini hassasiyetindeki keskinlik çok dikkat çekiciydi. Romanlarının İslamiliği üzerine yapılan tartışmaları internette gördüm de… Kendisinin özel hayatındaki bu özel ve özenli takvasına tanıklığımı ifade etmek istedim.

Ahmet Bey ilk romanını ben bir yaşındayken yazmış, şimdi sanırım romanları 40’ı geçmiş. Hemen her yıla bir roman düşüyor yani… Türkiye’nin en çok satan romancısı ve söylediğine göre kitapları 4,5 milyondan fazla satmış.

Ahmet Bey 70 yaşında, nazar değmesin ve dinç, dimdik ayakta, sağlıklı, aklı başında, sakin, rahat ve huzurlu görünüyor.  Kendisine bu dinçliğinin sırrını sordum. Romancı gibi güzel hayaller kurarsam benim de öyle dinç kalabileceğimi ifade etti. İşin sırrı anlaşılan, “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” Cümlesinde saklı.

Viyana Gezimiz ve Genel İzlenimler

Öncelikle ilgileri nedeniyle bütün fuar organizatörlerine, yöneticilerine ve bilhassa bizi ağırlama konusundaki hassasiyetiyle bizi etkileyen Kemal beye teşekkür ediyoruz.

Rüstem beyin şoförlüğü, Ahmet ve Evren Beylerin rehberliğiyle Viyana’yı gezdik. Eski Kralın sarayını, parlamento ve hükümet binalarını ve çeşitli sanat yapılarını dışarıdan inceledik.

Viyana’nın ilçelerini numaralandırmışlar. Birinci Viyana ilk ve en eski Viyana… Diğerleri de çevresinde geliştirildikçe yayılmış.  Birinci Viyana’da bulunan şehrin en nülü ve her yıl taşı karardığından sürekli restore edilen kilisesin

 

i inceledik. Rehberimiz ilkokuldayken kendisinin de kilisenin dış duvarlarının tamiri için elinde kumbara para topladığını naklediyor.

Şehrin diyebilirim ki en şatafatlı ve en çok dikkat çeken yapıları kiliseleri… Birinci Viyana’daki en büyük kilisenin arkasında bir heykel var. Osmanlı Askeri ayaklar altında yenilmiş olarak resmediliyor.  Şehrin bazı yerlerindeki heykellerde Osmanlı askerinin yenildiğini göstermeyi amaçlayan semboller görebiliyorsunuz.

Viyanalılar kiliselerinin mimarisine çok özenli yer vermişler.  Şehrin binaları ise süs ve mimari yapı itibariyle birbirine çok benziyor. Farklı mimariye nadir rastlıyorsunuz. Bazı ilçelerde tekdüze binalar, beton ve çok sıkıcı caddeler görüyorsunuz. Hiç yeşilliği olmayan, tek ağaç bile bulunmayan pek çok caddesi var. Bazı semtler ölü şehir gibi donuk ve ürpertici…. Düzen muhteşem  ama nedense Türkiye’ye göre çok ama çok ölü hissettiğimiz bir şehir.

Viyana çok soğuktu… Sokakta on dakikada soğuk adeta iliklerimize işledi. Tuna nehrinin kısım kısım buz tuttuğunu gördük. Bu arada Tuna nehrinin kıyısında, gözden ırakta, Arabistan desteğiyle inşa edilen minaresine izin verilen tek camii ziyaret ettik. Avusturyalılar ezana asla izin vermedikleri gibi minareyi ve yüksek kubbeli albenili camileri de asla kabul etmiyorlar. Kendi kiliselerinde şatafat zirvede ama Müslümanların kendi kültürel mimarilerini camilere yansıtmalarına izin vermiyorlar. Söylediklerine göre bir camiye kat çıkmak istemişler gazeteler yaygarayı koparmış. İslam resmi din olarak tanındığı halde bu durum bizi çok 

üzdü…1990’lı yıllarda camiler bodrumlarda imiş. Şimdi Müslüman cemaat toplumla kaynaşıp daha aktif olunca, camileri bodrumlardan yukarına çıkarmaya başlayınca rahatsızlık kendini çok belli etmiş.

Yahudileri eleştirmek çok ağır suç ve kimse cesaret edemiyor. Ancak Müslümanların konumu öyle değil. Siyaset yapmak isteyen bir çok siyasetçi önce Müslümanların aleyhine atarak oy toplamayı kolay buluyormuş. Bu arada ırkçı söylemler kullanan bir partinin oylarının ciddi oranda arttığını öğreniyoruz.

Yabancı ayrımcılığıyla ilgili medya ve halk düzeyinde rahatsız edici tutumlar olmakla 

birlikte İslam cemiyetinin mevcut hükumet organlarıyla  ilişkilerinin iyi olduğunu duyuyoruz. Devletin önemli ve etkili isimlerinin Müslümanlarının genel organizasyonlarına iştirak ettiklerini öğreniyoruz.

Avusturya Özgürlük Partisi FPÖ şimdilerde güya Müslümanları ayırıyor ve birebir Türkleri hedef alıyormuş. Diğer yandan bir görüşe göre de ülkede ayrımcılığın yükselmesinde yabancıların da rolü olduğu söyleniyor.  Örnek olarak hapishanedeki yabancıların çoğunluğunun Türk gençleri olduğu bilgisi biçim için çok üzücüydü.  Sohbetimizde en çok dikkatimizi çeken özeleştiri şuydu: “Buraya gelen Türkler olarak cahil olmasaydık, para kazanma hırsına kapılmayıp aynı zamanda çok okusaydık, ilim öğrenseydik ve dinimizin üstün ahlakını tam yaşasaydık buradaki topluma bizi kötülemek için malzeme vermemiş olurduk.”

Bu arada bir not: Diyorlar ki beyanlarıyla Avusturya kamuoyunu dalgalandıran son büyükelçi Kadri Ecvet Tezcan’ı 

Türk toplumu çok seviyor. İlk kez oradaki Türkler halkın arasına karışan, halkın değerlerine saygı duyan, halkına özgüven aşılayan ve halkın haklarına sahip çıkan bir büyükelçi görmüş Viyana’da… Bu kadar mı gerçekten ve gerçekten de eski büyükelçiler kendi milletlerinin aleyhinde mi çalışıyorlardı? Ayrıca bir ot: Duisburg fuarına Türk konsolos gelmiş, stantlardan hızla geçmişti. Bir fuar organizatöründen  duyduğuma göre sonradan bu muhteşem organizasyonun aleyhinde konuşmuş.  Doğruysa ülkemiz adına çok yazık!

Avusturya Diyaneti

Avusturya, Osmanlıdan toprak kazandığı süreçte Abdülhamitin girişimleriyle islamı resmi din olarak tanıyan bir yasayı 1912’de kabul etmiş. Daha sonra 1970’lı yıllarda Bosna asıllı eğitimli bir Müslümanın fark etmesiyle bu yasanın uygulanması için harekete geçilmiş ve 1979’da şimdiki Avusturya Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş. Başkan Müslüman toplum tarafından seçiliyor. Mevcut Baykan Suriye asıllı ve yakında yeni seçim yapılacak.

Avusturya’da dine resmen kaydolunuyor ve Hıristiyanlar kiliseye, Müslümanlar da diyanet işlerine dini hizmetler için vergi ödüyor. Bu sisteme kaydolan Müslümanlar yıllık 40 Avro ödüyorlar, din hizmeti alıyor, seçme ve seçilme hakkı kazanıyorlar.

Önümüzdeki dönemde elli kişi bir delege seçecekmiş, delegeler 11 yönetim kurulu üyesi belirleyecek ve onlar da Başkanı seçeceklermiş.

Fuarda din dersi öğretmenleriyle tanıştık.  Ülkede çok sayıda din dersi öğretmeni Avusturya Diyanet İşleri Başkanlığınca atanıyor ve devletten maaş alarak görev yapıyor. Almanca dilinde din dersi veriyorlar. Diyanetin hazırladığı müfredata göre eğitim veriyorlar. Bu arada öğrencilere Kuran ve benzeri dini materyaller ücretsiz dağıtılıyor.

Bu öğretmenlerden biri olan Gaziantep’li Veysel Türk beyin verdiği bilgilere göre, öğrenci sayısı dokuzdan fazla ise haftada iki, az ise bir saat din dersi veriyorlarmış. İlkokul üçüncü sınıftan itibaren Kuran harfleri öğretilebiliyormuş. Derste Kuran, ibadet ve İslam esaslarını öğretebiliyorlar ve uygulamayı çalışabiliyorlarmış.

Avusturya’da Acayip Bir Çelişki

Müslüman toplum ülkede cinsel eğitimin ilkokuldan itibaren veriliyor olmasından ve cinselliğin 13 yaşına kadar indirilip teşvik edilmesinden çok rahatsız. Ülkede Aile mevhumunun çöktüğünü söylüyor konuştuğumuz kimseler. İki gençten birinin uyuşturucu kullandığını duyuyorum, inanamıyorum.

Bir yandan bunlar olurken öbür yandan şaşırtıcı bir adetlerini de yaşatıyorlar.

Viyana İslam Federasyonu  tanıtma ve dış münasebetler başkanı Yakup beyden aldığımız bilgiye göre Anaokuluna 

giden Hıristiyan çocuklar dönem başlarken kiliseye götürülüyor, o yılın bereketli geçmesi için dua ediyorlar.  Bilinçli Müslümanlar duruma müdahil olup kendi çocuklarını camiye götürmezlerse Müslüman çocuklar da aynı şekilde dua ettiriliyor.  Öğrenciler eğitim dönemi bitiminde yine kiliseye götürülüp bu kez de şükür duasına yapıyor ve bu 

gelenek ilkokul birinci sınıftan orta son sınıfa kadar sürdürülüyor. Ayrıca Yakup bey,  ülkedeki Müslüman cemaat ile devlet yöneticileri arasındaki ilişkilerin çok iyi olduğuna vurgu yapıyor.

 

Of’lu İmam, Müzisyen Ahmet Okur

Fuarda benim için renkli sahnelerden birisi 22 yıldır Viyana’da yaşayan Ahmet Okur ile tanışmam oldu. Okur TrabzonOf’lu, doğal olarak imam ve aynı zamanda sanatçı… Yalan Dünya adını verdiği CD’sini takdim etti Ahmet Bey  Söz ve müzik kendisine ait… Kendisi sosyal etkinliklere katılıyor ve konserler de veriyormuş. (ahmetokur.com) Kendisi iki çocuk babası, ilahi gurubu var ve aynı zamanda Eyüp camiinin başkanlığını yapıyormuş. Türkiye’ye dönünce 

dinledim ve buradan kendisine sesini ve biraz arabeski andıran müziğini başarılı bulduğumu belirtmek istiyorum.

Bir ara, Yeni Hareket Gazetesinden bir ekibin benimle röportaj yapmak istediğini söylediler. Gazete adına sorularını yönelten Ş. Gökmen ve arkadaşlarıysa sohbet ettik. Ardından kişisel girişimleriyle böyle bir başarıya imza atan Gazetenin Sahibi Yetkin Bülbül ile tanıştık.

Yeni Hareket Gazetesini (yenihareket.com) Türkçe, renkli ve iki parça halinde 32 sayfa basıyorlar. Aylık gazete şimdiye kadar seksen baskı yapmış. Viyana merkezli gazetenin tirajı onbeşbin imiş. Türk toplumunun manevideğerlerine duyarlı olduğu anlaşılan gazete, spor, bilim sanattan sosyal alanlara kadar çeşitli konularda içerikler sunuyor.

Yetkin Bülbül Almanca dilinde Dolmeç adında gazete ve Turkuaz adında bir dergi çıkarmışlar, ancak başarıyla sürdürememişler.

Söz konusu röportaj için bkz...

 

Avusturya’da Türkler ve Uyum Sorunu

Avusturya İslamı resmi din olarak kabul eden iki Avrupa ülkesinden biri… Gazetedeki bilgilere göre Avusturya’daki Müslüman nüfus 516 bine ulaşmış. Gayri resmi bilgilere göre bu nüfusun 250 bini Türkiye kökenli ve ikinci sırada Bosna kökenli Müslümanlar geliyormuş. Yani Türk Müslümanlar en büyük Müslüman azınlık gurubu oluşturuyor.

Türklerin en fazla yüzde yirmilik bölümü sivil toplum örgütleri, vakıf ve dernekler bünyesinde örgütlenmiş görünüyor. Üçüncü nesil Türkler Türkçeyi de unuttuklarından atalarının kültürleriyle bağlarını koparıyor 

görünüyorlar. Türkçe kitap okuyamıyorlar. Avusturya dilinde de Türk ve İslam kültürünü yeterince yansıtan malzeme olmadığı anlaşılıyor. Türkçeyi unutunca Türklerle ve Türkiye ile bağlantı da doğal olarak kopuyor.  Ülkede Müslümanların entegrasyonu sıklıkla vurgulanıyor. Türkler ise endişeli. Entegrasyonun sonucunun asimilasyon olmasından korkuyorlar. Nitekim görünene bakılırsa, dillerini kaybeden Türklerin büyük bir bölümü Türk kültürüyle bağlantılarını unutmuş gibi.

Türk ailelerinde sıkıntılar görülüyor. Bir yandan çok eski geleneği yaşatan babalar, 30 yaşına kadar tüm geliri kendi reisliğinde tutuyor. Yetişen genç de hem kişisel inisiyatif becerisi kazanamıyor ve hem de belli bir yaştan sonra bu duruma isyan edip ailesinden kopabiliyor.

Öte yandan iki kültür arasında sıkışan bir Müslüman toplum var. Bu sıkışmışlık ve eğitim yetersizliği gibi nedenlerle aile içi şiddet yaşanabiliyor. Şiddete eğilimleri yüzünden çok sayıda Türk genci hapislerde imiş. Bu arada aile içi şiddet olunca  devlet bilhassa çocukları ailelerinden tamamen koparıyor.  Kendi kültürlerinden kopuk olarak, Hıristiyan veya ateist olarak yetiştiriyor.

Bu arada yine iki dil ve kültür arasında sıkışan Türk toplumunun dilindeki bozukluk kendini çok belli ediyorlar. Türkiyeli Türklerin de, Avusturyalıların da anlayamayacağı Almanca Türkçe karışımı bir dil konuşuyorlar.  Kelime hatırlayamadıklarında bir dilde diğer dilin kelimeleriyle söz söyleyebiliyorlar.

Türklerin Geleceğine İlişkin Beklenti

Bir Türk kreşinde yaşanan ilgili bir anekdotu paylaşmak istedim. Türklerin geleceğine bazı Avusturyalıların nasıl baktığına dair ilginç bir ayrıntı… Avusturyalı karı-koca çocuklarını Türk kreşine vermek istiyor. Yöneticiler kendilerinin azınlık kreşi olduğunu, Türklere ait olmaları nedeniyle ek olarak Türkçe eğitim verdiklerini, bu durumdan rahatsız olabileceklerini bildiriyor, uyarıyorlar. Çocuğun annesi bu bilgi karşısında önce tereddüt geçiriyor ve yöneticilerin yanında eşiyle konuyu müzakere ediyorlar. Çocuğun babası olan Avusturyalının söylediği çok ilginç: “Boş ver, Türkçe öğrensin.  Zaten Türkçe gelecekte herkese lazım olacak. Çocuğun da işine yarar.”

Anlaşılan o ki yurt dışında Türkiye’nin zincirlerini kıracağı ve geleceğin yıldızı olacağı düşüncesini güçlü şekilde veren göstergeler olmalı.

Avusturya’da Türk Öğrencileri

Bizim için şaşırtıcı olan çok sayıda Türk öğrencinin Viyana’da üniversite eğitimi gördüğünü öğrenmemiş oldu. Viyana üniversitelerinde halen 3-4 bin Türkiye’den gitme öğrenci okuyormuş. Erasmus kapsamında da Viya’ya yılda 700 öğrenci geliyormuş.

Bu arada Viyana’da binden fazla öğrencinin öğreniminin yolunu açan bir sivil toplum örgütlenmesiyle karşılaştık. Türkiye’deki Önder ve Ensar vakıflarının aracılığıyla Viyana’da on yıl önce Wonder (wonder-wien.com) adlı bir yapı oluşturulmuş. Wonder’i tanımak amacıyla ziyaret ettiğimizde Prof. İsmail kara’nın dersinden henüz çıkan öğrenciler koridorlarda cıvıl cıvıldı. Wonder’in mevcut müdürü Ali Işık beyden aldığımız bilgiye göre halen 400 kız ve erkek öğrencinin ayrı yurt binalarında barındığı Wonder’in sergi, konferans salonları ve internet radyoları (radyotuna.com) bile var. Bir Medeniyet Akademisi kurmuşlar. Türkiye’den davet edilen hocaların katılımıyla,  ikinci bir akademik eğitim takvimi oluşturmuşlar.

Sohbetlerimizin Satır Aralarında Kalan Bazı Bilgiler

-Avusturyalılara kahve ve lale kültürü ve hilal şeklinde ekmek Osmanlıdan kalmış.

-Viyanalıların balkon kültürü yok.  Yeni evlerde ve bilhassa Türklerin yaptığı evlerde küçük balkonlar dikkat çekiyor.

-Eski evlerin içinde tuvalet olmadığını öğreniyoruz. Avusturya kültüründe koca apartmanda birkaç daire ortak tek tuvaleti kullanıyormuş.  1990’lı yıllara kadar yer yer korunan bu gelenek son yıllarda düzeltilmiş.

-viyana Avrupa’da şehir trafiğinin en rahat işlediği şehirmiş. Bütün caddeler tramvay ve şehir altı da metro ağlarıyla örülmüş.

-Evler genelde çok küçükmüş. 3+1 ev 50-70 metrekare civarındaymış genelde.  Toplumda aile düzeli pek yok ve bu yüzden insanlar genelde 1+1 küçük evlerde rahatça yaşayabiliyorlarmış.  Binalar dıştan süslü ve ihtişamlı görünmekle birlikte iç düzen hiç de o kadar iyi değilmiş.

-Viyana’nın 19. ilçesinde bacası tüten bir fabrika gördük. Şehrin tüm çöpleri orada toplanıyor ve enerji üretiliyormuş. Belediye tarafından bizdeki TOKİ gibi yapılmış çok sayıda bina o sistemle ısıtılıyormuş.

 

Yetenek.com

Köşe Yazarları