Sevgi Zekası: Öz sevgi

İnsan çevresindeki karanlıklara değil, hayallerindeki aydınlıklara gidiyor. İçinizdeki şükür ve kanaat, yüzünüzde nura ve süknete dönüşür.

Dr. Muhammed Bozdağ

Rumuz:
Şifre:
Site İçi Arama:
Flash Player yüklemek için tıklayın

Muhammed Bozdağ

Muhammed Bozdağ, Yazılar, Röportajlar, Duyurular, Açıklamalar, Haftanın Konusu...

Sevgi Koleji Dergisi Bozdağ'la konuştu

21-Temmıuz-2006
Günümüz popüler kültürü üzerinden pazarlanan değerlerin temeli dünyevilikten oluşuyor ve bu olgu bizi ruhumuzdan, huzur kaynaklarımızdan koparıyor.

1.                  Sayın Bozdağ, siz ODTÜ Kamu Yönetimi mezunusunuz. Aldığınız bu eğitimden sonra, sizi Kişisel Gelişim alanında çalışmalar yapmaya iten neden nedir acaba?

Bildiğiniz gibi günümüz dünyasında, hayat okuluyla okul hayatı örtüşmeyebiliyor. Örneğin benim en büyük ilgim fizik matematik konularıydı lisede; ilk tercihlerim bilgisayar ve uçak mühendisliği konularıyken, bir tercih yönlendirmesiyle ve kıl payı bir farkla kamu yönetimini kazanmışım. İçinde yaşadığınız sistemin kontrol edemediğiniz çarkları sizi formel anlamda nereye sürüklerse sürüklesin, siz hayat okulunuzdaki asıl hedefinizi yaşar ve başarırsınız. Ben mesela ortaokulda yazar olmayı hedeflemiştim.

Ben gelişim konularında çalışmaya üniversite sonrasında itilmedim. Ta gerilerden gelen bir başarı ve hayatın gerçek anlamını keşfetme arayışının sonuçları üniversite sonrasında gelişim ve motivasyon kitapları halinde yansımış. Yoksa bizim bu tür konulara ilgimiz lise yıllarına kadar gerilere gider.

Tabi zaman içerisinde gördüm ki gençler olarak hedefsizliğimiz ve ne yapacağımıza dair bir öngörü hazırlığında bulunmamamız yüzünden enerjimizin çoğu boşa gidiyor. Başarıyı sadece yüksek not alma ümidiyle derslere çalışmak olarak görüyoruz. Oysa sınavlar gerçek hayat değildirler Gerçek hayat yeteneklerdir, üretimlerdir, eserlerdir, somut girişimlerdir. Hayatta nereye gideceğimize dair bir ön hazırlığımız ve planımız olmayınca, hem çalışmalarımızı verimli planlayamıyoruz; hem de yığınlarla boş zamanımızı oyalanmalarla geçirmek zorunda kalıyoruz. Bu büyük enerji kaybını gözlemlemekten duyduğum üzüntü, bu kaybı gidermeye katkı sağlayacak eserler vermeye zorladı beni. Önce konferanslar, seminerler, radyo konuşmaları ve derken çalışmalarımın kitap formatına büründüğünü gördüm.

2.                  Bütün kitaplarınızın çok ilgi gördüğünü biliyoruz. Okuyucularınız kitaplarınızda diğer Kişisel Gelişim kitaplarından farklı olarak neler bulmuş olabilirler acaba? Kitaplarınızın bu kadar çok satmasını neye bağlıyorsunuz?

Kitapların çok satmasından çok, çok okunuyor olmalarına dikkatinizi çekerim. Genellikle aldığımız kitabı ya okumuyoruz, ya da zorlayarak okuyup bir yana atıyoruz. Beni sevindiren, bizim kitapların birkaç kez okunması ve ümitsizlik, karamsarlık ve olumsuzluk psikolojisinden kopmanın bir vesilesi yapılmalarıdır.

Doğrusu yazarken, okuyanları hissetmeye çalıştım; nasıl anlattığıma değil, nasıl ve ne kadar anlaşılacağıma odaklanarak yazdım. Mümkün olduğunca laf kalabalıklarıyla okuyucuyu meşgul etmeden, öz cümlelerde ve yoğun biçimde doğrudan mesajları vermeye çalıştım. Bu arada toplumun duygu kodlarına girdim; bizi biz yapan değerlerden kopmamaya direndim. Bedeli ne olursa olsun, amacım her zaman kendi değerlerimizle barışık olma çabasıydı.

Doğrusu, Yaracımızla birlikte algılayamayacağımız başarının gerçek başarı olmadığına inanıyorum. Bu yüzden her fırsatta aktardığım konuyla Yaratıcı arasındaki ilişkiyi kurmaya özen gösterdim. Bana gelen binlerce yorumdaki ortak noktaya baktığımda, dilin bu özgün yapısının, duygu üretmekte hayli başarılı olduğunu görüyorum.

Günümüz popüler kültürü üzerinden pazarlanan değerlerin temeli dünyevilikten oluşuyor ve bu olgu bizi ruhumuzdan, huzur kaynaklarımızdan koparıyor. Görünüşe göre bu kültür zenginliğin, üstünlüğün ve ihtişamın mutluluğuna sürüklüyor gibi; oysa gerçekte ne yazık ki modern söylem ve felsefe bunalımdan başka bir sonuç üretmiyor ve üretemez. Ben yaraları deşmeden, satır aralarına yaydığım söylemle, her şeyin temelindeki gerçek mutluluk sebebini, Allah sevgisini hissettirmeye çalışıyorum. İçerisinde Allah sevgisi sezilen her şeyde coşku parlayacaktır.

3.                  Batıda yaşayan insanların bir ahlak ve değer çöküntüsü içinde olduğu için, bir kurtuluş yolu olarak Kişisel Gelişim Eğitimlerine yöneldiği söyleniyor. Ülkemizde de son yıllarda başlayan Kişisel Gelişim eğitimlerine gösterilen ilginin nedenleri sizce nelerdir? Batıyla aynı nedenlerle mi yöneliyoruz bu eğitimlere? Kitaplarınızda kültür ve din anlayışımızla Kişisel Gelişimi çok iyi sentezlemiş bir yazar olarak, sizce Kişisel Gelişim konuları Türkiye’de nasıl işlenmeli?

Toplumları rüzgarlar yönlendirir. Tarih gösteriyor ki, her çağda belli bir kültür, anlayış rüzgar halinde bir odaktan yola çıkar ve tüm insanlığı dalgalandırarak üzerinden geçer. Çağımızın geçmek üzere olan etkili dalgalarından birinin kişisel gelişim söylemiyle paketlendiğini görüyoruz. Tam olarak aynı şeyleri söylemediğim halde ben de çalışmalarımı o paketlemeler içerisinde sundum.

Kişisel gelişim önemli bir olgu. Sonuçta insan gelişimi toplum ve insanlık gelişimidir ve çok önemlidir. Ama, gelişime çağımızda yapılan kişisellik vurgusu insanın yalnızlaşmasının, bireyselleşmesinin, kimsesizleşmesinin ve rekabetçiliğe sürüklenmesinin eseridir. Bir çelişki yaşıyoruz. Modern yaşama biçimi insanı yalnızlaştırıp kimsesizleştirdikçe ve insan birey olarak tek başına kaldıkça, ayakta durabilme ve sisteme tutunmak için çırpınma ihtiyacının şiddetlendiğini görüyor.

Kişisel gelişim çok önemli. Sonuçta iletişim, zeka, hafıza, pazarlama ve benzeri pek çok yeteneklerini geliştirmeye adanıyorsunuz; ama dikkatli olmazsanız kişiselleşme sizi iyice yanlışlaştırıyor; rekabetçileştiriyor. Bir noktadan sonra bencilleştiriyor, dünyevileştiriyor ve bunalıma sürüklüyor. Hele de bu yolda Hind felsefeleriyle ve materyalizmle yoğrulan dünya görüşlerine kapılmışsanız, ölümlü ve aciz bir insan olarak kendinizi istediğini yaratabilen sonsuz bir dev gibi görmeye başlıyorsunuz. Sonra da kader gerçeğiyle ve zorluklarla yüzleşince sert bir duvara çarpıp bunalıma çökebiliyorsunuz.

Batıda bu kadar yüksek bir değer ve çılgınca esip geçiyor bu rüzgar. Ama araştırmalar gösteriyor ki dünyanın en muzsuz insanları bize kişisel gelişim satan Batılılar… Hayatlarındaki tüm ihtişama rağmen… O zaman kişisel gelişimin bizcesini üretmeli ve Batıya gerçek mutluluğu gösteren bizim felsefemizle gelişim modellerini sunabilmeliyiz.

4.                  Sizce başarı nedir? Başarının ilk, olmazsa olmaz basamağı olarak neyi görüyorsunuz?

Başarı, zenginlik, şöhret veya makama ulaşma gibi şeyler değildir. Hayatta üretimler yapmaya ve eserler ortaya koymaya çırpınacağız; ama gerçek mutluluğu yakalatamayan çırpınış başarılı bir çırpınış değildir. Bence gerçek başarı evrenin Sahibinin dostluğunu kazanmakta gizlidir. O dostluk da, yüksek ve ahlaklı bir hayatı, kişiliği kazanmakta gizlidir her şeyden önce. Bence ahlaklı insandan daha başarılısı yoktur. Ahlakı yani doğruluğu başaran zaten zamanını en verimli bizimde kullanan, kendine yüksek idealler seçen, boş ve önemsiz şeylerle oyalanmayan, profesyonel çalışan insandır aynı zamanda. Böyle bir disiplin içerisinde hayatınızda neler üreteceğinize gelince, orası biraz da kader meselesidir ve dert etmemizi gerektirmez. Yani ben zorunlu olarak ODTÜ kamu yönetimini kazandım, ama beni yazar olarak tanıyorsunuz. Biz buğdayı ekeceğiz; ama başağı yaratmayacağız; ders çalışacağız, ama sınavı Allah kazandıracak. Yarın ölebileceğimizi, yaptığımız her şeyin bir hastalıkla, bir yangınla sönüp gidebileceğini bildiğimiz dünyada sonsuzluk bilincini ihmal eden gerçek bir başarı tanımlanamaz.

5.                  Siz kitaplarınızda “ruh” kavramını ön plana çıkarıyorsunuz. Ruh kavramının başarıdaki rolü nedir?

İnsanın özü ve temeli ruh değil midir? Ceset itibariyle taştan ve ottan ne farkımız var? Maddi bedenimiz itibariyle doğa yasaları içerisinde yaşıyoruz. Ama ruhumuz itibariyle hayatın anlamını keşfediyoruz ve evrenin sonsuzluk boyutlarına ulaşıyoruz. Bu konuyu Ruhsal Zeka ve son çıkan Sonsuzluk Yolculuğu kitabında iyi irdeledim diyebilirim.

6.                  Ruhsal Zekâ kitabınız ile Türkiye’yi Ruhsal Zekâ kavramıyla tanıştırdınız. Ruhsal Zekâ nedir? Ruhsal Zekâ kişinin kendini geliştirmesinde neden önemlidir?

O kitapta inanma gücünden ilahi irade gücüne kadar çeşitli alanlara değiniyorum. Zeka bir kavrayış ve konum belirleyebilme becerisidir. Zihinsel zeka ile nasıl maddi evreni kavrayabiliyorsak, ruhsal zeka ile, Yaratıcımızın hikmetlerine göre hareket edebilme becerimizi geliştiriyoruz. Temel varsayım, hayatta şans, kaza tesadüf yoktur; her şeyin bir hikmeti, amacı ve nedeni vardır. Oysa dikkat ederseniz hayatımızın yarıdan çoğu, içgüdü, şans, kaza, tesadüf dedikleri fizik ötesi boyutların etkisi altında şekillenir. İşte ruhsal zeka o boyutları algılama ve ona göre tutumlarımızı ayarlayabilme becerisidir benim tanımlamama göre… Örneğin o kitapta, başımıza gelen olayların sebepleri arasında niyetlerimize büyük rol verilir. Hayattan alacağınız karşılığı, ne yaptığınızdan çok hangi niyetle yaptığınız belirler deriz.

7.                  Son kitabınız “Sonsuzluk Yolculuğu”nun ilk bölümünde diğer kitaplarınızdan farklı bazı konulara değiniyorsunuz. Bu ilk bölümde vermek istediğiniz ana mesaj nedir?

Hayır sadece ilk bölümde değil. Kitabın tüm bölümleri bütünsel bir sistem… Evrenin yaradılışından elest yurdundaki yaradılışımıza, dünya durağına, kabirdeki hayatımıza, kıyamete, dirilişe ve cennete uzanan yolculuğun çok farklı bir sentezi var o kitapta. Bence ilk bakışta bilindik gibi görünen konuların çoğu okuyucu için bilinmedik yaklaşımlarla ele alındığını göreceksiniz. Bizim Ruhsal Zeka kitabındaki felsefemizin dayandığı evren görüş ve sistematiğinin haritasını özetliyor o kitap. Bence evrenin Yaratıcısını daha iyi tanımak isteyen, Onu tanıma yolculuğunda birkaç derece yükselmek isteyen o kitabı okumalıdır.

8.                  Kendinizi Türkiye’deki yazarların içinde nerede değerlendiriyorsunuz? İleride ne gibi çalışmalar yapmak istiyorsunuz? Mesela yeni bir televizyon programı projeniz veya farklı projeleriniz var mı?

Kendimi değerli meslektaşlarım arasında bir yere koymam doğru olmaz. Nerede olduğuma bakmıyorum. Köşemde bir yerdeyim ve kendim de bir gelişim yolculuğunda ilerlemeye çırpınıyorum. Gün gelir, herkes hayatta yerini alır. Allah kimseye yanlış yaptırmasın. Tüm içtenliğimle her zaman, insanları yanıltanlardan olmamaya dua ediyorum. Şu an TRT 3 de Pazar günleri (saat 14) yayınlanan Sonsuzluk Yolcusunu sunmaya devam ediyorum. Tabii bir çok kitap ve benzeri projem var. Ama, Allah ne kadar ömür verir, ne kadarına hayatımız ve sağlığımız yeter bilemeyiz…

9.                  Son olarak; biliyorsunuz haziran ayı içinde ÖSS ve LGS sınavları olacak. Gözlemlerinize göre bu sınavlara girecek gençlerimizin sınava bakış açıları, yükledikleri anlam ve değer nedir? Ne olmalıdır? Onlara önerileriniz var mı?

Evet, genç kardeşlerime başarı diliyorum. Heyecanlarını anlayabiliyorum. Öncelikle şunu söyleyeceğim. Hepsi birer Einstein olsalar, üniversite sınavını yüzde 80’i kazanamayacak; çünkü kontenjan sorunu var. Ama, bunca deneyimle emin olarak gördüm ki, eğer disiplinli çalışmayı bırakmaz ve ne olursa olsun, sonuna kadar çalışıp başarılı olma arayışlarını sürdürürlerse, hayat onları üniversiteli veya üniversitesiz ama mutlaka büyük başarılara taşıyacaktır. Bunun çok örneklerini gözlerimle gördüm. Her zaman böyle olmuştur. Süper başarılı bilinen insanların yarısı üniversiteyi bitirmişse, bir o kadarı okuma fırsatı bulamamıştır.

Sadece kendilerine düşeni, yani düzenli ve disiplinli çalışmayı düşünsünler. Kazanmak onların işi değil. Allah sınav günü zihinlerini kapatsa ne yapabilirler veya başlarından bir kaza geçse Allah göstermesin… Kazanamamaya değil, düzenli ders çalışamamaya üzülsünler. Ayrıca, çalışmalarının karşılığını hayatta başarı olarak alacakları konusunda, bu evreni yaratıp yöneten sonsuz kudretli ve merhametli Allah’a güvensinler. Bugün değilse yarın… Ayrıca, geç gelen başarı genellikle daha büyük olan başarıdır…

Bunların dışında, erken yatıp erken kalkarak, spor yaparak, düzenli beslenerek, TV izlemeyerek, notları değil dersleri düşünerek, boş zamanlarında yürüyüp gezinirken zihinlerinden soru çözüp hayallerinden bilgilerini hatırlayarak, ders sırasında dersten başka hiçbir şey düşünmeyerek, her gün öğrendiklerini mutlaka o akşam ve tüm haftayı o hafta sonu tekrarlayarak çok etkili bir zihin gücüne ve bilgi altyapısına sahip olabilirler.

Ne yazık ki hayatı alaya alan ilgisiz ve duyarsızlar büyük başarılara ulaşamayacaklar. Başarılar sadece yorup bunaltmayacak derecede sorumluluklarını ciddiye alanlara sunulacak. Hepsine hayatta büyük başarılar diliyorum. Allah hepsinin adının tarihe altın harflerle yazılmasını nasıp etsin.

Yetenek.com

Köşe Yazarları