Sevgi Zekası: Öz sevgi

İnsan çevresindeki karanlıklara değil, hayallerindeki aydınlıklara gidiyor. İçinizdeki şükür ve kanaat, yüzünüzde nura ve süknete dönüşür.

Dr. Muhammed Bozdağ

Rumuz:
Şifre:
Site İçi Arama:
Flash Player yüklemek için tıklayın

Toplum: Siyaset, Gelecek

Toplumsal, siyasi sorunlar ve gelecek öngörülerine ilişkin yazılar...

Annesini öldüren kızın hikayesi...

29-Mart-2008
Bir genç kızı anne katili yapmaya ulaştıran süreç babanın mektubunun satır aralarından çok net görünüyor... ve kızının ifadesi...

 

Ankara’da dekan yardımcısı annesinin boğazını bıçakla keserek öldüren Başak’ın babası Profesör Semih Aydıntuğ, bir internet sitesine mektup yazdı. Mektup bir ailenin yaşadığı dramı gözler önüne seriyor. 

Bu faciadan bizim çıkardığımız dersler şunlar:
-sağlıklı bir aile aşırı katı ve kuralcı bir yapıdan çıkmaz.
-insanlar kendilerini kurallarla yönetebilirler, ama çocuklarını içerik olarak benimsetemedikleri katı kurallarla kişiliksizliğe sürüklerler.
-insan profesör de olsa, çocğuyla da muhatap olsa, kimsenin öz benliğini aşağılayıcı bir üslupla eleştirmemesi ve hele bunu sistemli bir tutum olarak seçmemesi gerekir.
-kendisi stresli ve bunalımlı olan kişinin çevresine bunalım ve stres mikrobu yayacağı ve çevresindeki kişilerin psikolojisini bozacağı dikkate alınmalıdır.
-bir ailede Allaha içten dostluk ve birbirine saygıyla teşekkür yoksa insanlar vefasızlaşmış, bencilleşmiş demektir.Sonları kötüdür.
-insanları psikolojik olarak rahatlatabilecek en vazgeçilmez değer, felsefi olarak ve içselleştirilmiş biçimde insanın ölüm sonrasına, ruhani iklime ve hayatın her anının ilahi gözetim altında bulunduğuna inanmasıdır.
-çocuğunuza zeka ve yetenek kazandırırken ahlaktan yoksun bırakırsanız topluma katil yetiştirirsiniz. Anne-babanın en vahim cinayeti ahlaksız çocuk yetiştirmeleridir, yeteneksiz çocuk yetiştirmeleri değil.
-Allah tüm aileleri böyle facialardan korusun. 
Dr. Muhammed Bozdağ

 

 'Ben Başak Aydintuğ’nun babası olarak bir kere daha yorum yapma gereği duydum. Zekası normal, içindeki kin duygusunu bastırabilen, mantıklı düşünen iBabasından mektup varnsanlara sesleniyorum. Dinimizi çarpıtıp kendi işine geldiği gibi yorumlayan aslında bunu da beceremeyen psikolojik bozukluğu en az kızım kadar ağır olanları muhattap almıyorum. Yani anlasınlar diye tekrarlayayım: Menemen’de Teğmen Kubilayı öldüren ”imanlı, dini bütün“ canileri haklı gören ”imanlı, dini bütün” vatandaşlar zahmet edip cevap vermesin. Zaten Türkçeleri zor anlaşılıyor

Kızımı bu korkunç olaya sevk eden neydi bilmiyorum. Ama bazen kaza geliyorum diyor. Daha 4 yaşındayken Başak ciddi uyku bozukluğu çekiyordu. Eski eşim 3 yıl psikiyatri asistanlığı yapmıştı. Çok da başarılıydı. Onun koyduğu hızlı ve doğru tanıları bugün bile hatırlıyorum. Bir keresinde yeni yatan bir hastasının intihar eğilimini fark etmis ve hafta sonu izinli çıkarılmaması için dosyasına not koymuştu. Ne yazık ki o hafta sonu nöbetçi olan asistan arkadaşımız hastayı izne gönderdi ve hasta çıktıktan 2 saat sonra kendini trenin önüne attı. Olcay bu olayın etkisinden aylarca kurtulamadı. Çok iyi bir bilim kadını olmasının yanında cok iyi bir klinisyendi. Bir tek kusuru vardı. Çok katı kuralları vardı. Bu kuralları kendine karşı da uyguluyordu. Bu manada dürüsttü. Benim gibi tek bir çocuktu (Basında yer aldığı gibi teorik olarak bir ablası var ama ben bu ablayı 20 yıllık evlilik hayatımda 1 kez gördüm. Olcay da sanırım 1 ya da iki kez gördü). Olcay’ın babası üniversite bitirmiş bir kişi olmasına rağmen ciddi alkol problemi olan ve Olca’ya hayatı boyunca problem çıkaran bir insan olarak yaşadı ve geçen yıl vefat etti.
   Çok iyi bir insan olan eski kayınvalidem haklı nedenlerden ötürü eşini 10 yıl kadar önce boşamıstı. Yani Olcay darbelerle yetişmiş bir insandı. Gene de meslek hayatında başarısını kimse engelleyemedi. Ama Olcay kol kırılır yen içinde kalır sözüne inanırdı. Başak’ın uyku problemi için psikiyatrik yardım gerektiğini söylediğim zaman bana muthiş bir öfkeyle ’Sen kızımı damgalamak istiyorsun’ demisti. Ne yazık ki bu konuda diger psikiyatrist arkadaşlarim da kısmen ilgisizlikten, kısmen Olcay’ın korkusundan yardımcı olmadı. Olcay’ın kara öfkesini durdurmak mümkün değildi. Ben de bu engeli aşamadım ve kızımı o yaşta psikiyatrik tedavi altına almayı beceremedim.

 Sonra çok meşgul bir anne ve baba ile birlikte Başak büyümeye başladı. Başak zamanının büyük kısmını öğretmen emeklisi olan annemin ve babamın yanında geçirdi. Babaanneler ve dedeler torunlarını çok severler ama bariyer koyamazlar. Belki bunun da dezavantajlarını yaşadık.

Sonra Başak lise çağlarında bizleri birbirimize karşı kullanmayı çok güzel öğrendi. Olcay’la aramız giderek açıldı. Ben Olcay’a ihanet ettim ve çok sancılı bir boşanma süreci yaşadık. Sema Kendirci adında çok başarılı bir avukatı vardı. Kendisini uyarmama rağmen ortak olan evimiz ve 30 milyar manevi tazminat davasını kazandılar. Bu beni çok yaraladı. Maddi olarak hemen her şeyimi kaybetmiştim

Bu dönemde Başak her zaman olduğu gibi benim ailemin yanında yaşamaktaydı. Ben de babamların yanına taşınmıştım. Bir süre sonra kendi düzenimi kurdum. Olcay’ın bana, benim ona öfkem uzun süre geçmedi. Bu nedenle tek ortak paydamız olan Başak’la yeterince ilgilenemedik. Başak şu andaki eşimle gayet iyi geçiniyordu. İnanması zor ama defalarca birlikte tatil yaptık. Eşim, zorunluluğu olmadığı halde Başak’ın herşeyiyle ilgilendi. Birden dün gözyaşı döken muhterem öğretim üyelerinden bazıları devreye girerek ve Olca’yı etkileyerek bu ilişkiyi bozdu. Kızımdan tekrar uzaklaşmak zorunda kaldım. Başak’ı en zayıf yerinden vurdular. ’Baban yeni eşinden çocuk sahibi olacak ve sen ortada kalacaksin’ dediler. Bu bir yalandı. Çünkü biz evlenirken çocuk yapmama konusunda anlaşmıştık ve çocuğumuz yok.

Başak, Bilkent Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’ne gidiyordu. Derslerini ikinci plana attı. Başarısızlık onu çok yıprattı. İyi bir sporcuydu. Beraber 8 km koşardık. Her zaman ona meslek sahibi olmanın çok önemli olduğunu, zor bir tahsil yaptığını, tek amacının okulu bitirmek olması gerektiğini söyledim. Simdiki eşimle beraber gittiğimiz yemeklerde O.D.T.Ü Kimya Mühendisliği mezunu olan eşim de hep aynı telkinde bulundu. Ama başarılı olamadık. Bu arada Olcay’ın da yardımıyla gittiği psikiyatristlerin hiç birine uzun devam etmedi. Verilen ilaçları kullanmadı. Ama bu dönemde şiddette eğilim gösteren bir davranışı olmadı. Sadece annesi gibi kara bir öfkesi vardı ve kızdığı zaman ses tonunu ayarlaması mümkün olmuyordu.

Olayın en tuhaf kısmı, Olcay, Basak tarafından öldürülmekten gerçekten korkuyormuş. Buna rağmen Başak’ı devamlı yanına çağırıyordu. Bir geceden çok dayanamayan Başak babaannesinin evine geri kaçıyordu. Madem Olcay’ın böyle bir korkusu vardı Başak’ı neden Beysukent’teki evine çağırıyordu ve Başak her gidişinde tartıştığı annesinin yanına neden tekrar tekrar gidiyordu? Bunu hiç bir zaman anlayamayacağım.

Son olarak dün cenaze merasimine katılmadığım için beni eleştiren filozof vatandaşlara sesleniyorum. Biz dün eşimle beraber Sincan Cezaevi’nde Basak’ı ziyaret ediyorduk. Başak’ın iç çamaşırı gibi elzem ihtiyaçlarını karşılamak üzere oradaydık. Kendisi de yaralı olan Başak’ın yara bakımını yapmaya ve onu acilen psikiyatri kliniğine sevk etmeye uğraşıyorduk. Çünkü Başak ne olduğunu benim de tam bilmedigim, kullanmakta olduğu ilaçlarını aniden kesmiştim. Bu durumun gerek Başak gerek etrafindaki hükümlüler için büyük bir önemi vardı. Sağolsunlar cezaevi yönetimi bize çok iyi davrandı. İsteklerimizin önemli bir kısmı hızla halledildi. Gene de bu işler uzun sürdü. Cenaze merasimine yetişemedim. İyi de oldu. 1980 yılından beri aynı kurumdayım. Kim yalan ağlıyor, kim gerçekten çok üzgün biliyorum. Yalancıları görmemiş oldum böylece. Ben bir baba olarak kızımla ömrüm yettigi kadar ilgileneceğim. Olcay’ı geri getiremem. O, zaten eserleri, yetiştirdiği öğrenciler ve devlete yaptığı hizmetlerle herzaman hatırlanacaktır.

Semih Aydıntuğ...'

 


İşte Kızının Anlattıkları...


Anne cinayetinden büyü çıktı
 
31 Mart 2008 Pazartesi 20:56
 
 
Profesör annesini hunharca öldüren üniversite öğrencisi genç kız, cinayetin tüm detaylarını anlattı...
 
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Olcay Tiryaki’nin, kızı Başak Aydıntuğ tarafından öldürülmesinin ardından ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı.

Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Aydıntuğ ifadesinde, şunları söyledi:

MUSKA YAPTIRDI 

23 Mart günü saat 15.30’a kadar annemin yanındaydım. 15.30’da taksi çağırdım ve babaannemin evine gittim. 15 - 20 dakika kadar burada kaldıktan sonra derslerimde başarılı olabilmem için muska gibi bir şeyler yazdırmak için, 7 ay önce tanıştığım Aslı’nın Tunalıhilmi’de bulunan Tarot Danışma Merkezi’ne gittim. Aslı muskayı kendisi yapmıyor, başka bir kadına yaptırıyor. Bana da bir kâğıda yazılı bir muska yaptırdı. Beysukent’teki evimizin çekmecesinde duruyor.

SÜRTÜK DİYE HAKARET ETTİ

Saat 20.00’ye kadar Aslı’nın yanında durdum. Daha sonra annem aradı. ‘Otobüsteydim, otobüsten indim yolumu kaybettim’ dedim. Bana telefonda ‘alçak, yalancı, köpek, sürtük’ dedi. Derhal babaannemin yanına gitmemi söyledi. Babaanneme geldiğimde tekrar aradım. ‘Bugün eve gelme, gelirsen elimden bir kaza çıkacak, orada kal’ dedi.

BÜYÜYÜ ANLATTIM

Ancak ders kitaplarım evdeydi. Eve gittim. Annem çok kızgındı. ‘Gene ne haltlar yiyorsun’ dedi. Ben de, tepkisinden korksam da Aslı’nın yanına büyü için gittiğimi açık açık anlattım. Bunun üzerine annem ‘Geri zekâlı. Böyle hukuk fakültesi bitmez, açıköğretim bile zor biter’ dedi.

Sinirlendim ama sevimlilik yaptım.

 

Çok pişmanım. Kullanmış olduğum ilacı günde bir tane içmem gerekiyordu. Ancak yıllar içinde iki tane içmeye alıştım. Olay günü, yeni aldığım ilaç kutusuna olaydan sonra baktığımda, fark etmeden dört tane kullanmış olduğumu anladım. İlacın beni etkilemiş olacağını düşünüyorum.”

 

 

 

 

 

Yetenek.com

Köşe Yazarları