Sevgi Zekası: Öz sevgi

İnsan çevresindeki karanlıklara değil, hayallerindeki aydınlıklara gidiyor. İçinizdeki şükür ve kanaat, yüzünüzde nura ve süknete dönüşür.

Dr. Muhammed Bozdağ

Rumuz:
Şifre:
Site İçi Arama:
Flash Player yüklemek için tıklayın

Eser: Yazar, Linkler

Bazı eserlerin, kimi yazarların tanıtıldığı ve linklerin yer aldığı bölüm....

Perdeler (Bilim kurgu roman)

5-Ocak-2008
Kaynak yayınlarından çıkan felsefi roman türündeki kitap 9 Nisan 2035 yılında Nasa karargahında başlayan sürükleyici tartışmaların sıralandığı ilginç bir bilim krugu romanı. Yazarından ilk, ama bizce oldukça başarılı bir kitap...

Dr.Trend, insanların algılama dünyasının dışında fakat yanı başlarında binlerce başka dünyaların var olduğunu iddia eder. Diğer bilim adamları tarafından da kabul edilen bu çarpıcı gerçek, uzayın keşfine çıkan Nasa’yı, yeniden dünyayı keşfetmeye yöneltir.  

Anlaşılan o ki, insanların gözleriyle bakınca gördüğü küçücük kırmızı bir kan damlasının içinde, mikroskopla bakınca görülen binlerce esrarengiz ve ürpertici canlı-cansız yaratığın varlığı gibi, aslında yanı başlarında var olup ta göremediği, kokusunu alamadığı, dokunamadığı, kısaca algılayamadığı çok şeyler vardı.

Harward Üniversitesinden Dr.James Trend, insan beyninin algılama, anlamlandırma ve tepki verme fonksiyonlarının, “alışkanlıklar ile ailesel ve toplumsal faktörler” tarafından köreltildiğini, bireyin bu cevherlerinin, sosyolojik etmenlerin kişiye hazır olarak sunduğu kalıplarda eritilerek toplumsallaştırıldığını, bir diğer ifadeyle etkisizleştirildiğini ileri sürüyordu.

Yani pek çok insan, dünyaya ilk gözünü açtığı andan itibaren, güneşin hep doğudan doğduğunu; yağmurun, karın hep tane tane yağdığını; küçücük bir hava zerresinin aynı anda, hem sesi, hem kokuyu, hem görüntüyü, hem ısıyı ve daha pek çok şeyi birbirine karıştırmadan nakledebildiğini; yer çekimi kuvvetini; mevsimleri, kışta ölümü ve baharda doğumları görüp bütün bunlara alıştığı, çevresindeki insanların da tüm bu olanları gayet doğal sıradan hadiseler olarak kabullenip insanlık kervanına yeni katılanlara da bu şekilde takdim ettiklerinden, bu sıradanlığa ve alışılmışlığa kendisi de ayak uydurarak, insanoğlu, aslında her biri kendi içinde harikulade olup, insan medeniyetinin onları çözmede aciz kaldığı bu karmaşık hadiseleri, oturup ta düşünme ve anlamlandırma çabasına girmedi.

Bu hazır bulmuşluk nedeniyle de beynini zorlamadı ve geliştirmedi. Ailesi ve toplum tarafından önüne konulan maddi-manevi, davranışsal-duygusal fenomenleri oldukları gibi kabul etti ve benimsedi. Belki içlerinden bazıları bunlardan sadece bir bölümünü sorgulayıp eleştirebildi ama insanoğlunun sorgulamaya cüret edebildiği bu alan çevresindeki evrenin boyutlarına nazaran maalesef çok cılız kaldı. Nitekim bilim, aslında bu kabullenmeyişin ve sorgulamanın ürünü olarak ortaya çıktı.

Trend ayrıca, beynin algılama marjlarının, alıcıları olan duyu organlarının algılama frekansları arasında sıkıştığını, insanın aslında evrende var olan sayısız varlığı bu nedenle göremediği, duyamadığı, dokunamadığı, kısaca algılayamadığına da vurgu yaptı. Teknolojinin sağladığı imkanlarla, bu algılama alanı her geçen gün biraz daha genişletilse de, menzil dışında hala algılama dünyalarının dışında ve yanı başlarında binlerce başka dünyaların var olduğunu iddia etti.

Dünya içindeki bu denli zengin ve karmaşık, bu denli keşfedilmeyi bekleyen yeni dünyaların varlığı ve bu diyarların cazibesi Dr.Trend’i, insan beynini, tezinde ortaya koyduğu “alışkanlıklar ve toplumsal faktörler”’den soyutlanmış bir deney ortamında, yeniden keşfedilmek üzere, inceleme altına alma arzusuna yöneltti.

Projenin hareket noktası, insan beyni ve onun düşünme, yorumlama kapasitesi üzerindeki toplumsal faktörlerin kurmuş oldukları baskıların ortadan kaldırılması durumunda, insanın çevresindeki dünyayı algılama ve çözümleme kapasitesinde meydana gelecek olası muhtemel bir büyük artış ve bilimde bir patlama beklentisiydi.

Vasat bir eğitim ve kültür düzeyinde bulunan rasgele seçilen bir ailenin ikiz çocukları, dünya dışında konuşlandırılan bir deney merkezinde doğurtularak, doğumlarının hemen ardından annelerinden uzaklaştırılıp, dünyaya ait hiçbir verinin bulunmadığı bir deney istasyonunda, bilgisayar kontrolünde bir yaşam alanında yirmi yıl boyunca izleme altına alındıktan sonra, üzerinde insan medeniyetine ait hiçbir izin bulunmadığı, Pasifik Okyanusunda bir ıssız bir adaya indirilirler.

Birbirinden habersiz olarak çevrelerinde var olan ve an be an olup bitenleri anlamaya ve anlamlandırmaya çalışırlar. Bu süreç içerisinde kardeşlerden birisi, yeryüzünün her köşesinde delil ve emareleri açıkça görülebilen muhteşem bir ilim ve sanatın, görkemli bir kudret ve rahmetin varlığına ve o görülen ilim ve sanattan, kudret ve rahmetten de, Rahmet ve kudreti engin bir Sani-i Hakim’in varlığına heyecan ve zevkle yelken açarken; diğeri, o gördüğü bütün harika sanat eserlerini ve baş döndürücü çeşitlilik ve güzellikteki varlık ve hadiseleri, tesadüfle, başıboşlukla, önemsizlikle, gelişigüzellikle ve amaçsızlıkla itham ettiğinden, her an yok olma ve son bulma endişesiyle, sahipsiz ve hamisiz bir surette, kendisini de o başıboş zannettiği cevelanın içine bırakarak, karanlık dehşetli vadilere ve soğuk fırtınalı iklimlere doğru sürüklenir…

Yetenek.com

Köşe Yazarları