Sevgi Zekası: Öz sevgi

İnsan çevresindeki karanlıklara değil, hayallerindeki aydınlıklara gidiyor. İçinizdeki şükür ve kanaat, yüzünüzde nura ve süknete dönüşür.

Dr. Muhammed Bozdağ

Rumuz:
Şifre:
Site İçi Arama:
Flash Player yüklemek için tıklayın

Toplum: Siyaset, Gelecek

Toplumsal, siyasi sorunlar ve gelecek öngörülerine ilişkin yazılar...

Olay Savcı vahşi cinayeti yorumladı

20-Nisan-2007
Karanlık ilişkiler ağını deşifre etmek için kitap yazan ve yaptığı eleştirilerden dolayı pasif göreve tayin edilen Gültekin Avcı, cinayetler zincirinin son halkasını yorumladı.

Gültekin Avcı'nın yorumu

Hrant Dink'ten sonra silsilenin son halkası olan ve Rahip Santoro, Danıştay, Hrant Dink çizgisinden ayrılmayan Malatya'daki Zirve Yayınevi'ne yapılan saldırılar konseptinde; Yeni Dünya Düzeni ve Büyük Ortadoğu planlamasının ülkemizi de fevkalade yakından ilgilendirdiği bir konjonktürde bulunmamız ve bu tür terörist eylemleri çokça yaşamamız sebebiyle siyasi terörizmin stratejisini mercek altına almak zarureti hâsıl ol
muştur.

Olay Savcı vahşi cinayeti yorumladı


  Siyasi terörün stratejisi, şu unsurları ihtiva etmektedir:

Asli amaç, mevcut siyasal sistemin yıkılması ve iktidarın ele geçirilmesidir. Bu gayelerle iktidarın güç merkezine ve rejimin liderlerine karşı silahlı eylemler düzenlenmesi. a- Siyasi suikastlar, b- Seçilmiş (selektif-şuurlu) terör, c- Muhalefetin susturulması. Devletin siyasi ve moral açıdan çökmesinin temini. Bu amaçla; Siyasi yapı ve faaliyetlerin militarize edilmesi. Terör eylemlerinin tırmandırılması ve istikrarsızlaştırma. Hükümetin ve güvenlik kuvvetlerinin mücadeleyi terk etmelerine sebep olacak dereceye kadar moral ve psikolojik sağlıklarının tahrip edilmesi. Kitle ayaklanmaları ve sokak hareketlerinin temini.

Belirlenen bu stratejinin uygulamaya sokulması ve muteber olması ise onun belli hedeflere taktik hareketler biçiminde yöneltilmesi ile mümkün olabileceğinden bu hedeflerin neler olacağı da tespit edilmiştir. Dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta, teröristlerin bu hedeflerinde başarı kazanmaları için çok sayıda adama ihtiyaçları olmadığıdır. Bu hedeflere ulaşmak için yüksek teknolojiye, çok paraya da ihtiyaçları yoktur. Modern kentlerdeki hayat standardı ve imkânlar, bir yönüyle arzu ettikleri hedefler için teröristlerin avantajları olmaktadır. Teröristler için kitle desteği hiçbir zaman ön şart değildir, hücre çalışması, az sayıda eleman, esneklik, eylemsel bağımsızlık fevkalade yeterli olmaktadır.

Eylemin yapıldığı dönem kritik! Formüle uygun

Önceki faili meçhul cinayetlerde olduğu gibi Malatya saldırıları da selektif operasyonel terörün karakteristik varyantlarından birisi olup, toplumu sınıflara bölmek, toplumda düşman kutuplar oluşturmak, istikrarsızlaştırma ve ülkenin dış prestijinin sarsılması gibi amaçlar taşımaktadır. Bünyesinde gri ve çoğu zaman bilhassa istihbarat servislerince yapılan kara propagandayı barındırır. Bu tarz eylem türü, Soğuk Savaş döneminin en önemli psikolojik hareketlerinden biridir. Tetikçinin ve hedef kişilerin kimliğine, operasyonun tarzına bakılarak "Bu olayı İslamcılar, milliyetçiler yaptı" gibi düz bir mantıkla yaklaşım, dış güçlerin psikolojik harekâtının gerçekleştirmek istediği amaca hizmet etmektir. Bu tür eylemlerde örgüt bağlantısı bulunmaz! Israr ederseniz Üçok ve Emeç cinayetlerindeki gibi önünüze hayali bir örgüt atarlar!

Bu tür toplumsal ve uluslararası arenada infial doğuran hadiselerin profesyonel operasyonlar olduğunu kabul ettiğimizde, savcıların ve polislerin belirleyici bir ipucuna varmalarını mümkün sayamayız. Adli soruşturmayla ortaya elbette ki bir örgüt bağlantısı çıkmasını beklemek hayalperestliktir. Bu tür operasyonlarda perdeyi aralama aslında teknik olarak bir kontrespiyonaj (istihbarata karşı koyma) faaliyeti ile yürüyen bir süreç gerektirir. Cinayetin adi bir cinayet olduğunu kabul etsek bile; işlenme zamanı, hedef alınan Hıristiyan unsurlar, vahşetin boyutu gibi unsurlar önem arz etmekte ve bilhassa bu unsurların dış mihraklarca nasıl kullanılacağı önem kazanmaktadır. İncil ve Hıristiyanlıkla ilgili eserler yayınlayan Zirve Yayınevi'nde yaşanan bıçaklı saldırıyla ilgili Malatya Emniyet'i "Emniyet Genel Müdürlüğü'ne "ilk belirlemelere göre olayın terör kaynaklı olmadığı ve bir örgüt bağlantısı görülmediği" bilgisini veriyor. Dink cinayetinde olduğu gibi polis yine hata ediyor ve hem de olay daha aydınlanıp tüm deliller layıkıyla toplanmadan bunları söylüyor.

Peki, bu yayınevi ne zamandan beri faaliyet gösteriyor? Saldırı, neden fevkalade kritik bir dönem olan şimdi cereyan ediyor? Saldırıda hayatını kaybeden Uğur Yüksel, İslam dininden çıkarak din değiştirmiş. Gözaltına alınan zanlılar arasında talebeler var... Bunlar önemli kriptolar... Bu tür operasyonlarda öncelikle aydınların ve kamu görevlilerinin ferasetli olması beklenir. Hatırlarsanız, Danıştay saldırısında feraset ve soğukkanlılığını ilk kaybeden Cumhurbaşkanı Sezer olmuş ve olayın daha ne olduğu bilinmeden "Bu, Cumhuriyet'e bir saldırıdır." diyerek hedeflenen psikolojik harekâtın içine düşmüştü hem de ilk olarak...

Rahip Santoro cinayetinin işlenme zamanının, Avrupa'daki İslam karşıtı dalgalanmanın yükseldiği, karikatür rezaletinin ortaya çıktığı, Papa Benedikt'in Peygamberimiz'e yönelik hakaretamiz sözlerini sarf ettiği bir zaman diliminde gerçekleştirilmesi önem arz etmektedir. Huntington'un 'Medeniyetler Çatışması' tezi ve bu istikamette Batı'nın Doğu'yu istilasının temellerinin atılabilmesi için İslami yelpazenin terörist ve farklılık kabul etmez görünümü şeklinde bir imajın tesis edilmesi, İslam ve Hıristiyan kutuplaşmasının temini ve bu perspektifte Türkiye'nin dışarıya akseden imajının tahrip edilmesi bu operasyonun amaçlarındandı.

Dink'e yabancı istihbarat servisleri (özellikle ABD ve İsrail) tarafından yapılan operasyon gibi, Rahip Santoro, Danıştay saldırısı ve yaşadığımız Malatya hadisesi de geçmişin bir değerlendirmesi değildir; ama istikbale yönelik bir politikanın alametidir. ABD'de meclisten geçmesi beklenen Ermeni soykırımı tasarısı geçerse, Türkiye'yi soykırımcı bir imajla tanıtacaklar ve Türkiye, K. Irak'ta ve Güneydoğu Anadolu'da bir operasyona girerse, orada yaptıkları, bu soykırımın içine dâhil edilerek "bakın yine soykırım yapıyorlar" yaygarasını yapacaklardır. Bu minvalde "Türkiye azınlıklara karşı merhametsizce muamele ediyor ve onlara karşı cinayetler tertip ediyor" imajı bırakılmak istenmektedir.

Malatya hadisesinin, dış politikada Türkiye'yi çok ciddi manada etkilediğini, Türkiye'nin Irak'a müdahil olmak istediği bir dönemde yapıldığını, MİT müsteşarının yapmış olduğu 'bekle gör politikası' yerine inisiyatif alma projesinin hayata geçirilmesi akabinde gerçekleştiğini görüyoruz. Hükümette de bu inisiyatif görülmüştür. Kandil Dağları'na müdahale edilmesi gündemdedir. Irak'ta soydaşlarımıza bir koruma gündemdedir. Türkiye, son 20-25 yıldır kendi politikalarını tatbik edememiştir. İlk defa dış politikada milli politika oluşturma gündeme gelmiştir.

Peki, bu operasyon dış dünyada ülkemizi nasıl etkileyecekti veya etkilemesi düşünülüyordu? Görünen odur ki, öncelikle Türkiye, operasyonlar devam ettikçe radikal ve hatta terörist İslamcı görünümü altında, AB kurumlarında azınlıklarına kötü davranan bir ülke olarak daha fazla ön plana çıkacak. Hıristiyan azınlıkla ilgili eleştirilere Kürtler de eklenecek ve Aleviler gibi bazı gruplar azınlık statüsüne sokulmaya çalışılacak. Vakıflar meselesi gibi bazı konularda Avrupa yargı kurumları dâhil uluslararası kurumlar Türkiye'ye daha az anlayışla yaklaşacak.

Türkiye'ye biçilen kötü imaj...

Bu tür selektif operasyonlar, dış güçler tarafından ülkedeki İslamcı-milliyetçi kesimin zor durumda bırakılması amacını da taşıyordu. Ekstrem İslamcı-milliyetçi grupların cinayeti işlediği tereddüdü uyandırılması, operasyonun sadece kamuoyuna empoze etmeye çalıştığı hedef paradigmaydı. Hrant Dink'in öldürülmesiyle operasyonun yan bir hedefi olarak milliyetçi kesimin zayıflatılması amaçlanmıştır. Bu eylemle ise aynı istikamette, Yeni Dünya Düzeni'nde ve BOP operasyonunda, 'Türkiye'de böyle radikal-terörist İslamcılar var ve kendi dışındaki insanlara hayat hakkı vermiyor' mesajı verildi.

Eylem, Türkiye'yi kategorize etmeyi ve manevra alanını daraltmayı, siyasi bağımlılığı ve politika dikte etme durumunu kurumsallaştırmayı içeren yönü ile Türkiye'yi daraltıcı ve siyasi aktörleri değiştirmeyi zorlayıcı bir muhteva taşımaktadır. Suikastlar siyasi iktidarları yıpratır. İktidar üzerinde olumsuz bir etki oluşturacağı açıktır. Bu suikastlara baktığımızda dünya konjonktürüyle uyumlu oldukları göze çarpmaktadır. Örneğin bu işin formülüne göre hedef toplumda sağ-sol kutuplaşması mevcutsa buna göre, laik-İslamcı gerginliği mevcutsa da buna göre birileri öldürülür. Bu itibarla suikastlar siyasetin bir parçasıdır. Cinayet, Türkiye'nin AB ilişkilerine de zarar verecek, AB sürecinde Türkiye'nin imajını yaralayacak ve AB üyeliğini engellemek isteyenlere yeni kozlar verecektir. Bu manada, Türkiye'nin AB entegrasyonunu istemeyen güçler ve bilhassa bazı ülkelerin istihbarat servisleri, bu siyasi cinayetten ciddi seviyede faydalanacaklardır.

Son zamanlarda TSK'nın Irak konusunda kararlı şekilde müdahale senaryolarının ifade edilmeye başlandığı bir dönemde bu siyasi cinayetin işlenmiş olması da anlamlıdır. Irak'ta terörist faaliyetler konusunda ABD'yi sıkıştırmaya başladığımız, bu konuda ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yetkililerin Ankara'ya geldiği ve Kerkük konusunda kararlı ifadelerde ve kapalı meclis toplantısı gibi faaliyetlerde bulunulmaya başlandığı bir zamanda bu tür selektif eylemler önem arz etmektedir. Türkiye'yi içine kapatmak ve dış politikadaki gelişmeler konusunda pasivizasyona sevk etmek amacıyla bu eylemin gerçekleştirilmiş olması, dış güçlerce önemli bir hedef görünümündedir. Türkiye'yi zafiyete sevk etmeye çalışan dış ve iç güçler, son zamanlarda önemli girişimlerle ülkemizde demokratikleşme sürecini, siyasal istikrarı, sivilizasyon ve sivil toplum örgütlenmelerinin gelişmesi gibi hususlardaki ilerlemeleri engellemek için suni gündemler oluşturmayı denemişler ve başarılı olmuşlardır. Bu çerçevede, ülkemizde politik çatışma zeminleri ve konuları yaratmayı amaçladıkları malumlarımızdır.

Çankaya seçimi krizi, Irak'ın toprak bütünlüğü sebebiyle Irak'a müdahale edileceği spekülasyonları, Kerkük meselesi konusunda Türkiye'yi plansız şekilde Irak kaosuna çekme gayretleri, AB üyeliği sürecinde ülkemizden yeni tavizler koparılmaya çalışılması ve ülkemizin rencide edilmesi çalışmaları, Kıbrıs konusunda AB ve ABD tarafından verilen sözlerin yerine getirilmediği halde yeni teşebbüsler ile kabul edilemeyecek başka tavizler talep edilmesi gibi konularda büyük bir harekât silsilesi mevcuttur. Malatya'ya kadar uzanan sansasyonel ve selektif operasyonlar zinciri, bu harekât silsilesinin yeni bir halkası görünümündedir.

Asimetrik savaşın hedefi mi olacağız?

Operasyondaki amaçlardan birisi de Türkiye'nin dış dünyaya yönelik yüzünün tahribata uğratılmasıdır. Türkiye'de azınlıkların-Hıristiyanların baskı altında tutulduğu ve gerektiğinde öldürüldüğü şeklindeki bu haksız görüntü, dış medya organları tarafından bütün dünyaya aksettirilmiştir. Bu noktadan sonra, yaratılan bu imajın tamir edilmesi fevkalade zor olacaktır. Dış basında yer alan başlıklara göz atacak olursak (New York Times: Türkiye'nin geçmişinden gelen hayaletleri!, Financial Times: Türkiye'de özgürlükler kırılgan!, Daily Telegraph: Irak'taki taktikler ithal ediliyor!, Independent: Kurbanların elleri bağlanıp boğazları kesildi!, Padovese: Fanatiklerin varlığı sürüyor!, La Times: Türkiye'nin azınlıklara yönelik tutumu endişe kaynağı, Times: İncil yayıncısı Hıristiyanların gırtlağı kesildi!..) durumun vahameti anlaşılmaktadır.

Dikkatlerden kaçmaması gereken bir önemli husus ise ABD'nin şu anki şahin dış politikalarına hâkim olan asimetrik savaş stratejisi ile şekillendirilen "terörle mücadele" hedefleridir. Bu hedefler de ABD'nin yapılandırdığı 'terör' tanımına göre seçilmektedir. İstikbal ülkemizi de bu hedeflerin içine mi taşıyacaktır? Dink, Santoro, İsmailağa ve Malatya saldırıları bu minvalde de analize muhtaçtır.

Neticede bu ülkede çok kimliklilik, çok kültürlülük, çok dinlilik gibi kavramların üzerinden yapılanlar, çok geniş bir provokasyon ve operasyon alanını Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak isteyenlerin hizmetine sunmuştur. Türkiye, kendine özgü bir ideolojisi olduğunu iddia etse bile, bu ideolojinin içini dolduramamış, ekonomik modelini, hukuk dizaynını ve siyasal partilerinin rengini hep dışarıdan almıştır. Yani rejimi kendi tarihi tecrübelerinin bir ürünü değildir. Bu itibarla böyle dış operasyonlara fevkalade açıktır. Son olarak Türkiye'nin taşıdığı tabusal ve statik bazı sendrom mahiyetindeki prensipler ülkemizi dış operasyonlara elverişli bir saha durumuna getirmiştir. Polemik ve analiz götürmez bir şekilde yani skolastik olarak korunan, "laiklik (irtica), Kemalizm, cumhuriyet" gibi mefhumlar, dikkat edilirse çoğu selektif terör operasyonunun taşıdığı hakim paradigma olarak karşımıza çıkmıştır. Hâlbuki demokratik tekâmülünü tamamlamış toplumlara baktığımızda bu tür eylemlerin yok denecek kadar az olduğunu görüyoruz. Arzu edilen amaç gerçekleştirilinceye kadar bu operasyonların süreceğini de üzülerek belirtelim.

(*) Bu dosyayı Zaman için kaleme alan aynı zamanda Cumhuriyet Savcısı da olan Gültekin Avcı'nın Birey Yayınları arasında yayınlanan 'İstihbarat Oyunları', 'Karanlık İlişkiler', 'Doğu'nun İstilası' 'Seçilmiş Terör-Derin Devlet' isimli dört, bir de Timaş Yayınları tarafından basılan Karanlık İlişkiler' adlı eseri bulunuyor

Yetenek.com

Köşe Yazarları