Sevgi Zekası: Öz sevgi

İnsan çevresindeki karanlıklara değil, hayallerindeki aydınlıklara gidiyor. İçinizdeki şükür ve kanaat, yüzünüzde nura ve süknete dönüşür.

Dr. Muhammed Bozdağ

Rumuz:
Şifre:
Site İçi Arama:
Flash Player yüklemek için tıklayın

Bilgelik Kitapları

En değerli tarafınız ruhani yönünüzdür. Dr. Muhammed Bozdağ'ın kaleminin özgün, ilginç, şaşırtıcı, ruhani, duygusal ve sürükleyici üslubunu keşfedin: Yüzlerce baskıya ve yüz binlerce okuyucuya kavuşan kitaplar... Düşün ve Başar, Ruhsal Zekâ, İstemenin Esrarı, Yeni Sonsuzluk Yolculuğu ve Yeni Sevgi Zekâsı...

Sevgi Zekası: Başka kimsemiz yok

14-Nisan-2007
Sevgi Zekası- Allah Sevgisi bölümünden bir alıntı: Allah, içinde sevgisini taşıyan bir kalbi çöplüklerde çürütmez.

Sevgi Zekası: Allah sevgisi

Hayatı saran çoluk, çocuk, eş dost akraba geçicidir. Bizim herkesten, herkesin bizden ayrılacağı yıllar çok yakın. Asıl kimsemiz odur ki, varlıkta yoklukta, darlıkta dirlikte, hayatta ölümde bizimle birlikte olsun. Böyle birisini arıyorum ve Allahtan başka kimsecikler bulamıyorum.

Yıl 1991 ve mevsimlerden yaz olacak. Üniversiteyi bitireli bir yıl oldu. Geçen o sürede iş buluncaya kadar zamanımı değerlendirmek için bir vakfın işleriyle ilgileniyorum.

Hastalığımın şiddetli dönemlerinden geçiyorum. Ağrılar vücudumu kuşatmış, dalgınım ve ayakta durmakta zorlanıyorum. Ellerim titriyor, kalbimde çarpıntı var. Kimse hastalığıma çare olamıyor. Demek hayatım bu kadarmış; demek iyi bir şeyler yapamadan ölüp gideceğim. Geç saatlerde, yatak olarak da kullandığım kanepeye oturdum; kitaplarımı ve daktilomu küçük sehpama koydum. Penceremizdeki yüksek armut ağacının salınan yaprakları arasından uzun uzun Ay’ı ve yıldızları izledim.

Hayatım ve binlerce insanın yaşantısı hayalimin önünden geçti. Ahlak, Allah sevgisi ve sonsuzluğa hazırlık adına kırıntılar aradım. Bana ne oldu böyle, şu gençler, şu yetişkinler neyin peşinden koşuyorlar? Nasıl oluyor da, inandığımız halde, Allah ve ahıret yokmuş gibi davranmayı başarabiliyoruz? Neden birazcık iyileşince, mal makam, zevk saplantısına kapılıveriyorum?

Mekanlar ve zamanlar arasında hızla dolaştım. Kapıldığımız hayat, her yerde ve her zaman ölümle noktalanıyordu. Tüm şehirler her asrın insanını mezarlara boşaltıyordu. Mezarımı yamaçların birinde yapayalnız gördüm.

Rüzgar mezar başlıklarımın arasında sıralanmış birkaç uzun boylu otu rükua indirip kaldırıyordu. Yüksekten, sağdan soldan, önden arkadan mezarıma bakıp durdum. Sesim çıkmıyordu, bahar bahçelerine bakamıyordum. Yapayalnızdım. Seveceğim, sarılacağım, dayanacağım, güveneceğim birilerini aradım. Evreni yönetenden başkası beni hatırlayıp o topraktan diriltip çıkaramazdı. Ne kadar da O’ndan gafil yaşamışım.

Çevremizi dünyevileşme ateşleri kuşatmış. Alevler kapıdan pencereden, radyodan, televizyondan ruhumuza hamle yapıyor. Binlerce insan, günahlarla sarmalanıp kalbimize yönelen alev oklarının arasında eğlenceli görünüyoruz.

Şimdi gaybı aralamışçasına geleceği net izliyordum. Hemen ve can havliyle bir şeyler yapmalıyım. Bu yanlış yürüyüşten dönebilmek adına ne yapabilirim?

İlk çocuksu cesaretle aklıma siyaset geldi. Ama, kimse beni seçmez. Seçseler de, ben hatip değilim; insanlara iyice bilmediğim gerçekleri anlatmayı başaramam. Cesur değilim, acımasız bir kavga karşısında yılgınlık gösteririm. O benciliğin, tarafgirliğin, çıkarcılığın hâkim olduğu çarkların içerisinde kaybolurum. Siyasi şöhretin zevkine kapılırım. Kaldı ki bu sorunlar siyasetle çözülebilir gibi görünmüyor.

Sonra ilim öğretmeyi, insanlarla üstün değerleri paylaşmayı düşündüm. Neler yapmalıyım derken kendi halime baktım. Ben iki büklüm yaşayan ölüm döşeğindeki kusurlu adamım. Hafızam çökmüş. Cahilim. Dinimi bile doğru dürüst bilmiyorum. Bu zavallı mı insanlara ders verecek?

Gidiyoruz ve elimizden bir şey gelmiyor. Tam hayata tutunduk derken hayatımız bitiyor.  Avuçlarıma kapanıp mırıldandım. “Evet, emin olarak tam anladım ki ben bir hiçim. Önümüzde yol açacak gençler neredeler? Kim elimizden tutacak? Kim bizi Yaradana yakınlaştıracak? Kim bizi bu bencillikten ve dünya aşkından kurtaracak?”

Meşguliyetlerim ve dertlerim önemsizleşti. Dünyadan koptum ve ahıret macerasının ihtişamı dalga dalga kalbime çarptı.

Her dalga bir hıçkırık olarak gövdemden boşalıyordu. Hıçkırıklarım öyle çoğaldı ki, misafirlerimin duyacağı korkusuyla yorganımı çabucak açıp, içine girdim. Başımı yastığın altına kapadım. Ağzımı iki elimle tutuyordum; ama feryadım burnumdan, kulaklarımdan ve göğsümden fışkırıyordu. Yatağımda, kafası yeni kesilmiş güvercin gibi titreyip duruyordum.

Korktuğum başıma geldi ve misafirlerimiz kapıma dayandı. Önce seslendiler, daha fazla bekleyemeyip, kapımı açtılar. Ölüyorum veya bana bir şey oldu sandılar. Nihayet rahatladım ve susmayı başardım.

O gün benim en büyük değişim günlerimden biridir. O gün hayatımın en büyük derslerini aldım. Ben bir hiçim; ama Allahın eseriyim. Onun yolundan gidersem, ister öldürür, ister diriltir. Dilerse bir fısıltıyı gök gürültüsüne çevirir. O bizim kudretimize muhtaç değil, sevgimize taliptir. Allah bizi sevmek için yaratmışsa, onu sevmek için yaşamaya hazırım.

Çok geçmeden bir işe girdim. İş ortamı ve sosyal hayat zaman zaman maneviyatımı çökertti. Dünya saplantısı çoğaldıkça, manevi sevgiler azalıyordu. Gün boyu tam mesaideydim. Ama, okudum, okudum, yazdım, yazdım. Boş durmamak için yırtındım. Zincirler, halkalar birbirini takip etti. Açılan kapılardan zahmetine katlanarak girince başka kapılardan geçtim.

Sonunda şunu öğrendim:  Bir hiç Allahı kalbine koyduysa, o kalp evrenin baş üstünde taşınacaktır. Allah, içinde sevgisini taşıyan bir kalbi çöplüklerde çürütmez.

İsterdim ki tertemiz bir gençliğim olsaydı, hiç yalan ve küfür söylemediğim, gıybet yapmadığım, düzenli ibadet yaptığım bir gençlik yaşasaydım. Eğitmediler diye kimseyi suçlamaya hakkım yok. Zararın neresinden dönersem kârdır diye bakıyorum geçmişime.

Allah affeder; yıllarca kapısını çalanları dışarıda tutup kurtlara kuşlara yem etmez. Bu çölde uzun süre yolsuz, yersiz, yurtsuz bırakmaz. Bakıyorum hissettiklerime ve ümidim şiddetleniyor. Allah’ı sevenlerle cennet bahçelerinde buluşmayı çok isterim.

Yetenek.com

Köşe Yazarları